Hızın Normal Olduğu Bir Dünyada Durmak

Hızın Normal Olduğu Bir Dünyada Durmak

Zaman Yetmiyor Değil, Zaman Dağınık

Yavaşlamayı Unutan Zihin: Hızın Normal Olduğu Bir Dünyada Durmak

Gün bitiyor ve geriye tek bir his kalıyor: “Yetişemedim.”

Oysa gün içinde bir şeyler yaşanmıştı. Mesajlara geri döndük, bir şeyler okuduk, bir şeyler planladık, araya iki iş sıkıştırdık. Yine de sanki gün “yaşanmamış” gibi.

Gün içerisinde üzerimize birer kıyafet gibi giyindiğimiz rollerle birçok konuda gelişmeye çalışıyoruz. İlişkilerde bir görünümü bırakıyoruz; bazen, fark etmeden benliğimizi unutuyoruz.

Bu süreçte bu duyguyla nasıl başa çıkılır?
Bu duygu çoğu zaman zamanın eksik olmasıyla ilgili değil; zamanın dağılmasıyla ilgili.

Zihin gün boyunca tek bir şeye uzun süre tutunamıyor. Bir amaca giriyoruz, hemen çıkıyoruz. Bir işe başlıyoruz, bölünüyoruz. Bir cümleyi aralıklı okuyor, ekranı değiştiriyoruz. Sonra bir daha. Bu tekrarlar o kadar sıradan ki, gün içinde fark etmiyoruz bile. Çünkü hız normal.

Ve günün sonunda…
Sanki hiçbir şeye gerçekten temas etmemişiz gibi hissediyoruz.

Yavaşlama, sadece “disiplin” meselesi değil. Hızın norm olduğu bir düzenin içinde yavaşlamak zaten zor. Yani mesele “zaman yönetimi” değil sadece; dikkatin ve dinlenmenin nasıl yönetildiği.

Zaman nasıl dağılır?

Dağınık zaman, saatlerle ilgili bir eksiklik gibi görünür.
Daha çok “ritim kaybı” gibi yaşanır.

Bir gün düşünün:
Sabah bir iş, sonra kısa bir bakış, sonra bir mesaj, sonra bir haber… Sonra tekrar işe dönüş. Arada kaybolan küçük parçalar var. Tek tek bakınca küçük. Ama günün dokusunu onlar belirliyor.

İş hiç bitmiyormuş gibi

Çalışmak artık sadece çalışmak değil; ulaşılabilir olmak da.

Birçok kişi için günün net bir başlangıcı ve bitişi yok. İş eve sızıyor, ev işe. Zihin dinlenmiyor; sadece “mod değiştiriyor”.

Dinlenmek bile bazen “ara vermek” değil.
Sadece bir sonraki çalışmaya hazırlanmak.

Ekran ritmi

Ekran, dikkati toplamak için değil, dağıtmak için çok iyi çalışıyor.

Bildirimler günün ritmini dışarıdan kuruyor. Zihin kendi temposunu kurmadan, “tepki verme temposu”na geçiyor. Tepki hızlandıkça derinlik azalıyor. Derinlik azaldıkça günün sonunda “boşluk” hissi büyüyor.

Dinlenmenin bile suçlulukla karışması

“Önce bitireyim, sonra dinlenirim.”

Bu cümle çok tanıdık. Ama çoğu zaman bir şeyi bitirdiğimiz yok. Liste bitmiyor. Rutin bitmiyor. O yüzden dinlenme erteleniyor.

Yavaşlamak lüks gibi.
Durmak sanki “ayıp” gibi.
Boş kalmak, “zaman kaybı” gibi.

Yavaşlamak neden bu kadar zor?

Çünkü biz yavaşlamayı bir “karar” sanıyoruz.
Oysa çoğu zaman bir “koşul” meselesi.

İçimizden geçen itirazlara bakın:

  • “Yavaşlarsam geride kalırım.”

  • “Dinlenirsem tembelleşirim.”

  • “Durursam kontrolü kaybederim.”

  • “Boş kalırsam içim sıkılır.”

Bunlar kişisel cümleler gibi duruyor ama çok tanıdık, değil mi? Oysa hızlanarak kaybettiğimiz şey çoğu zaman kendimiziz.

Çünkü aynı düzenin dili bunları birçok kişiye söylüyor:
Yetiş.
“Hızlan.”
“Kaybetme.”
“Geri kalma.”

Yavaşlık bir kaçış değil

Yavaşlık çoğu zaman yanlış anlaşılır:
Sanki hayattan çekilmek gibi.
Vazgeçmek gibi.
Kopmak gibi.

Oysa yavaşlamak, bazen hayata daha net temas etmektir. Çünkü hızda ayrıntılar gizlenir. Ayrıntı kaybolduğunda gün “yaşanmış” değil, “geçilmiş” gibi kalır.

Yavaşlamak, zaman kazanmak değil; zamanı geri almaktır.
Zihnin ritmi, piyasanın ritmine eşitlenmek zorunda değil.

Bu cümleler büyük dönüşümler istemiyor.
Küçük ama düzenli ritimler istiyor.

Küçük Anlar

Bu bir “kendini geliştir” listesi değil.
Daha çok, günün içine küçük duraklar koymak.

5 dakikalık pencere aralığı

Günde bir kez, sadece 5 dakika.
Bildirim yok. Ekran yok. Konuşma yok.
Amaç “çok huzurlu olmak” değil.
Amaç ritmi geri almak.

Tek şey

Bir eylemi sadece o eylem olarak yapmak.
Çay demlemek. Duş almak. Yatağı toplamak.
Verim için değil; zamanı bir anlığına bütünleştirmek için.
Bazen zihnin ihtiyacı “daha az” değil, “tek”tir.

Akşam ritim kapısı

Uykuya geçişi, günün devamı gibi değil de başka bir ritüele geçiş gibi tasarlamak:
Işığı azaltmak. Ekranı erken bırakmak. Dokunabileceğiniz bir şeyle günü tamamlamak.
Kumaş, battaniye, çarşaf…
Bazen zihne şu mesajı verir: “Şimdi başka bir ritüele geçiyoruz.”

Kapanış

Belki de sorun zamanın azlığı değil.
Zamanın parçalanmışlığı.

Günün içine yayılan küçük bölünmeler, bir süre sonra “yaşayamama” hissine dönüşüyor. Yetişmek için hızlanıyoruz. Hızlandıkça daha da dağınık hissediyoruz.

Bir günün gerçekten “senin” olması için…
İçinde en az bir yerde durabilmen gerekiyor.

Günün içinde seni en çok hızlandıran şey ne?
İş ritmi mi, ekran ritmi mi, yoksa “yetişmeliyim” duygusu mu?

Yavaşlamak hangi duyguyu tetikliyor?
Rahatlama mı, suçluluk mu, tedirginlik mi?

“İnsanların bütün mutsuzlukları tek bir şeyden gelir: Bir odada sakin sakin oturmayı bilmemekten.”
— Blaise Pascal, Düşünceler